0 İle 6 yaş arasındaki çocuklara masallar anlatılır: Devler, cinler, periler… Çocuk, ilkin bunları gerçek sanır. Yaşı ilerledikçe masal olduklarını anlar. Güncel yaşamdaki gibi gözle görülür, elle tutulur devler, cinler, periler yoktur geçekte.
Hepimizin yaşadığımız 0 ile 6 yaşdönemini, insanlık; insanlığın anı defteri olan tarih’iyle yaşadı. En yeni, en son semavi din; insanlığın 0 ile 6 yaş dönemini noktaladı.
1400 Yı öncesinin yaşantısından kaynaklanan duygulara, düşüncelere ve davranışlara dayalı din’in, 1400 yıl sonrasının gereksinimlerini karşılayabilmesi için, bilim ve teknolojinin gelişmemesi; olduğu yerde sayması gerekirdi.
“Allah kün -ol- dedi, kainat yoktan var oldu”. Oysa çağımızın bilimsel gerçeği, hiçbir şeyin yoktan var ve yok edilemeyeceğidir.
Dindar kardeşim, Allahın senin benim gibi insan olmadığına, insanüstülüğüne inanırken; nasıl oluyor da Allahın akıp geçen zamana insan gibi bağımlı olarak, bir süre düşünüp taşındıktan sonra, “Kün!..” deyip alemleri yaratmaya karar verebileceğini düşünebiliyorsun?
Zaman ile mekan ile sınırlandırılamayacağına inandığın Allahı, kainatı yaratma kararı ve eylemleriyle birlikte; zaman ile mekan ile sınırlandırabiliyorsun?
Uçsuz bucaksız zaman vardı, ama Evren yoktu; sonradan yoktan var edildi sanıyorsun… Zaman varsa, mekan da vardır. Zamansız mekan, mekansız zaman olmaz.
Her sabah doğan güneş, her sabah yoktan var edilmiyor; yaratılmıyor. Her akşam batan güneş, her akşam yok edilmiyor, her akşam kıyamet kopmuyor.
Evren’in sonsuz zamanı ve mekanı içindeki evrencikler sürekli olarak kendi zaman boyutlarının sabahlarında doğuyor, akşamlarında batıyor ve böylece sürdürüyor olamazlar mı?
1400 Yıl öncesinin insanlarına, Evrendeki güç ve görkem nasıl anlatılabilirdi ki? Kuşkusuz Tanrı insana benzetilerek… Allah bir kişilik olarak, canı istediğini yapabilen, dilediğine dilediğini verebilen, Evreni yoktan var edebilen, varken yok edebilen , öfkelenen, kızan, yemin eden…
Evren sonsuzdur ve sonsuz olmak zorundadır. Evren sonlu, sınırlı olsaydı; sınırlı evrenin sınırlarının ötesinde başka sonlu ve sınırlı evrenler olabilecek ve sonsuza dek böylece sürüp gidecekti…
Evren sonsuz yapısı ve olağanüstü işleyişiyle Tanrısal nicelik ve niteliktedir. Tanrıya inanma gereksinimindeki kimseler, sonsuz nicelik ve nitelikteki Evreni Tanrı olarak benimseyebilir; bu Tanrıya hayranlık, sevgi ve aidiyet hissedebilirler.
Yaratılamayan ve yok edilemeyen, sonsuz zamanda ve sonsuz mekanda var olagelen, Teksel -münferit- 1 değil; bütünsel 1 olan -sonsuza eşit- Tanrısallık niçin insanoğluna düşman olsun, onu cehennemiyle korkutsun ki? Vicdanımız onu dinleyip dinlemediğimize göre, içimizdeki cennetimiz ve cehennemimiz değil mi? Dışarıdaki cennete ve cehenneme ne gerek var?
Evrensel Tanrısallık o denli yüce ki, Cebrail Aleyhisselam bile milyarlarca ışık yılı kadar bile yaklaşıp ona, laf taşıyamaz ondan bize.
Evrensel Tanrısallık; sonsuzluğu -her yerde hazır ve nazırlığı- nedeniyle fark edilip görülemez, işitilemez, karşılıklı konuşulamaz onunla.
ANCAK, somut deney diliyle sözsüz sorular sorulabilir ona, deney diliyle sözsüz yanıtlar alınır ondan. Deney diliyle sorduğumuz, “Nasıl uçak yapabiliriz?” gibi sorularımıza ondan deney diliyle sözsüz yanıtlar alarak uçaklarımızı yapar uçururuz.
1400 Yıl öncesindeki insanlar için, bizim bugünkü uçaklarımız masaldı. 1400 yıl öncesindeki insanların güncel gerçeklerinin , bugün bizim için masal olması da o denli doğal. Eğer bu çağda yaşarken “Dinimi yaşayacağım!..” diye tutturuyorsak, insanlık 1400 yılda bir arpa boyu yol mu katetti?
0 ile 6 yaş dönemi; bireyin kişiliğinin mührüdür. Bu mühür kişinin duygularının, düşüncelerinin, davranışlarının temelini oluşturur.
Kulaktan kulağa aktarılan dinsel masallar, bireylerin bilinçlerinde yer ettiği için, din’ler çağımızda varlıklarını sürdürüyor. İşin içinde cehennem korkusu olunca; Nasrettin Hoca’nın “Ya tutarsa” hesabıyla, “Ya doğruysa” korkusunu taşıyanlar, dinsel masalları inançlaştırırorlar.
Böylece; güç sahiplerinin halkın desteğini almak ve elde tutmak için kullandıkları beyin yıkama ve korkutma tuzağına düşüyorlar.
EROL ERDOĞMUŞ
erolerdogmus@hotmail.com